Özlem Sagon
·
FSEK m. 71/6 Kapsamında Tanınmış Bir Başkasının Adını Kullanma Suçunun İncelenmesi
Yazar: Özlem Sagon
Öz
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK), eser sahiplerinin mali ve manevi haklarını korumayı amaçlayan temel düzenlemedir. Kanunun 71. maddesinde eser sahibinin haklarına yönelik çeşitli ihlal fiilleri suç olarak düzenlenmiş olup m. 71/6 hükmünde bir eseri, icrayı, fonogramı veya yapımı tanınmış bir başkasının adını kullanarak çoğaltma, dağıtma, yayma veya yayımlama fiili yaptırım altına alınmıştır. Bu suç tipi yalnızca eser sahibinin manevi haklarını değil, aynı zamanda adı kullanılan kişinin itibarı ile kamu güvenini de koruyan karma nitelikte bir düzenleme görünümündedir.
Bu çalışmada FSEK m. 71/6 hükmü incelenmiştir. Çalışmada suçun maddi ve manevi unsurları, korunan hukuki değer, “tanınmış kişi” kavramı, bağlantılı haklarla ilişkisi ve doktrindeki eleştiriler değerlendirilmiştir. Ayrıca etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilirliği ile suçun özel görünüş biçimleri üzerinde durulmuştur.
Anahtar Kelimeler: FSEK, fikri mülkiyet, manevi hak, tanınmış kişinin adı, eser sahibinin hakları.
Abstract
The Turkish Law on Intellectual and Artistic Works No. 5846 (FSEK) aims to protect the economic and moral rights of authors. Article 71 of the Law regulates various acts violating authors’ rights as criminal offenses, while Article 71/6 penalizes the reproduction, distribution, dissemination or publication of a work, performance, phonogram or production by using the name of another well-known person. This offense has a mixed character as it protects not only the moral rights of the author but also the reputation of the person whose name is used and public trust.
This study examines Article 71/6 of the FSEK. In this context, the material and moral elements of the offense, the protected legal interest, the concept of a “well-known person,” its relation to related rights and doctrinal criticisms are evaluated. In addition, the applicability of effective remorse provisions and the special forms of the offense are discussed.
Keywords: FSEK, intellectual property, moral rights, name of a well-known person, author’s rights.
1. Giriş
Fikri mülkiyet hakları, bireyin düşünsel emeği sonucu ortaya koyduğu ürünler üzerindeki haklarını koruyan önemli hak kategorilerinden biridir. Teknolojik gelişmeler ve dijitalleşme ile birlikte eserlerin kolaylıkla çoğaltılabilmesi ve geniş kitlelere ulaştırılabilmesi, fikri hak ihlallerinin artmasına neden olmuştur. Bu durum, eser sahiplerinin haklarının daha etkin şekilde korunmasını gerekli kılmıştır. Türk hukukunda bu koruma esas olarak 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) ile sağlanmaktadır.
FSEK eser sahibinin yalnızca ekonomik menfaatlerini değil, eser ile sahibi arasındaki manevi bağı da koruma altına almaktadır. Bu kapsamda kanunun 71. maddesinde eser sahibinin haklarına yönelik çeşitli ihlal fiilleri suç olarak düzenlenmiştir. Maddenin altıncı bendinde ise bir eseri, icrayı, fonogramı veya yapımı tanınmış bir başkasının adını kullanarak çoğaltma, dağıtma, yayma veya yayımlama fiili yaptırım altına alınmıştır.
FSEK m. 71/6 hükmü, koruduğu hukuki değer bakımından diğer fikri mülkiyet suçlarından ayrılmaktadır. Zira bu suç tipi yalnızca eser sahibinin manevi haklarını değil, aynı zamanda adı kullanılan kişinin itibarı ile kamu güvenini de korumaktadır. Bunun yanında “tanınmış kişi” kavramının sınırlarının açık olmaması, düzenlemenin hukuk alanları içerisindeki konumu ve kişilik haklarıyla ilişkisi doktrinde çeşitli tartışmalara neden olmaktadır.
Bu çalışmada öncelikle FSEK kapsamında eser ve manevi hak kavramları genel hatlarıyla ele alınacak, ardından FSEK m. 71/6 hükmü suç teorisi çerçevesinde incelenecektir. Bu kapsamda suçun unsurları, korunan hukuki değer, etkin pişmanlık hükümleriyle ilişkisi ve özel görünüş biçimleri değerlendirilecek; doktrindeki görüşler ışığında çeşitli tespit ve değerlendirmelerde bulunulacaktır.
2. FSEK Kapsamında Eser ve Korunan Hukuki Değer
Öncelikle önemle belirtmek gerekir ki her fikri ürün FSEK kapsamında korunmamaktadır. Ancak FSEK kapsamında eser kabul edilen her fikri ürün korunmaktadır. Zira her fikri ürün eser değildir, ancak her eser bir fikri üründür.
2.1. FSEK’in Amacı ve Koruma Sistemi
FSEK’in amacı eser sahibinin fikri emeğini korumak ve eserlerin izinsiz çoğaltılması, kopyalanması veya değiştirilmesini önlemektir. Örneğin bir kişinin yazdığı kitabın başkası tarafından izinsiz basılması ya da bir müzik eserinin sahibinden izin alınmadan kullanılması bu korumanın ihlalidir. Kanun bu tür durumları engelleyerek eser sahibine hem ekonomik hem de manevi güvence sağlar.
Öte yandan bir fikrin (ide) eser hüviyetine bürünebilmesi için bu fikrin dış dünyada somutlaştırılması gerekir. Sadece dış dünyaya yansıyan düşünceler eser olarak korunabilecektir. Bu kapsamda sadece zihinde tasarlanan; günlük hayatta bir şekle bürünmemiş, üçüncü kişilerce algılanabilmesine olanak bulunmayan ve kime ait olduğu bilinmeyen düşünceler fikri hak olarak korunamayacaktır.
FSEK kapsamında eser sahibine tanınan haklar genel olarak manevi ve mali haklar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Manevi haklar, eser sahibi ile eser arasındaki kişisel bağı koruyan haklar olup; eserin umuma arz edilip edilmeyeceğine karar verme, eser sahibinin adının belirtilmesini isteme ve eserde değişiklik yapılmasını engelleme gibi yetkileri kapsamaktadır. Özellikle eser sahibinin adının belirtilmesini isteme hakkı, çalışmanın konusunu oluşturan FSEK m. 71/6 bakımından önem taşımaktadır. Zira bir eserin gerçekte sahibi olmayan tanınmış bir kişinin adıyla yayımlanması, eser sahibinin manevi hakları ile doğrudan bağlantılıdır.
Mali haklar ise eser sahibinin eserinden ekonomik menfaat elde etmesini sağlayan haklardır. Çoğaltma, yayma, temsil ve umuma iletim hakları FSEK kapsamında düzenlenen başlıca mali haklardır. Eserin izinsiz çoğaltılması, satılması veya dijital ortamda paylaşılması bu hakların ihlali sonucunu doğurabilmektedir.
Bu doğrultuda FSEK ile korunan hukuki değer iki yönlü bir nitelik taşımaktadır. Eser sahibinin hem kişiliği ve manevi hakları, hem de mali hakları korunur. Örneğin; bir ressamın tablosuna başkasının imza atması ya da eserin izinsiz değiştirilmesi manevi hakkın ihlaliyken bir filmin izinsiz çoğaltılıp satılması eser sahibinin ekonomik haklarını ihlal eder. Bu nedenle FSEK hem kişilik haklarını hem de malvarlığı haklarını birlikte koruyan bir sistemdir.
2.2. Fikri Mülkiyet Kavramı
Fikri mülkiyet, kişinin zihinsel emeği ve yaratıcı faaliyetleri sonucunda ortaya koyduğu ürünler üzerindeki haklarını ifade etmektedir. Bu haklar, maddi bir eşya üzerindeki mülkiyet hakkından farklı olarak soyut nitelikteki düşünsel ürünler üzerinde söz konusu olmaktadır. Fikri mülkiyet hukuku ile amaçlanan, bireyin ortaya koyduğu fikri emeğin korunması ve yaratıcı faaliyetlerin teşvik edilmesidir. Bu nedenle fikri mülkiyet hakları yalnızca eser sahibinin ekonomik menfaatlerini değil, aynı zamanda eser ile sahibi arasındaki manevi bağı da koruma altına almaktadır.
Fikri mülkiyet hakları genel olarak sınai mülkiyet hakları ve fikri haklar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Marka, patent, tasarım ve coğrafi işaret gibi haklar sınai mülkiyet kapsamında değerlendirilirken eser sahipliği ve bağlantılı haklar fikri haklar kapsamında yer almaktadır. Türk hukukunda fikir ve sanat eserlerine ilişkin temel düzenleme ise 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunudur.
2.3. Eser Kavramı
Fikir ve Sanat Eserleri Kanununa göre koruma fikirlere değil, “eser” niteliği taşıyan fikri ürünlere sağlanır. Örneğin bir roman, akademik makale, şarkı bestesi, tablo veya film FSEK kapsamında korunur. Ancak sadece “bir aşk hikâyesi yazma fikri” korunmaz, bu fikrin özgün bir şekilde yazıya dökülmüş hâli, yani somut bir eser kategorisi olarak (roman) ortaya çıkması korunur.
Fikir ve sanat eserleri hukukuna göre bir ürünün eser sayılabilmesi için dört kriter vardır; sahibinin hususiyetini taşıması, sahibinin hususiyetini yansıtacak şekilde şekillenmiş olması, kanunda öngörülen eser kategorilerinden birine girmesi (ilim-edebiyat, musiki, güzel sanatlar veya sinema alanı) ve fikri çabanın ürünü olması.
2.3.1. Hususiyet Unsuru
Fikri mülkiyet haklarında, korumanın esasını teşkil eden yenilik unsuru 5846 sayılı Kanun ile “hususiyet” olarak ifade edilmektedir. FSEK m. 1/B hükmü uyarınca eser, sahibinin “hususiyetini” taşımalıdır. Hususiyet, hem eserin bir bölümünde hem de eserin her bir parçasında kendisini gösterebilir.
Fikri Hukukta hususiyet; eserin meydana getirildiği süreçte eser sahibinin özgün bir emek harcaması, zanaatkârın ortaya koyduğu çabayı aşacak derecede yaratıcılık faaliyetinde bulunması ve orijinal sayılabilecek birtakım yenilikleri üretmesi anlamında kullanılmaktadır. Ancak eseri başlı başına sıfırdan meydana getirmek veya kendisinden önce çıkarılan diğer eserlerden faydalanmamış olmak gibi bir sınırlama yoktur.
2.3.2 FSEK Kapsamında Eser Türleri
FSEK kapsamında korunan eserler, Kanunun 2 ila 5. maddeleri arasında dört ana kategori altında düzenlenmiştir. Bunlar; ilim ve edebiyat eserleri, musiki eserleri, güzel sanat eserleri ve sinema eserleridir.
İlim ve edebiyat eserleri; roman, hikâye, şiir, makale, bilgisayar programı ve bilimsel çalışmalar gibi yazılı veya sözlü ürünleri kapsamaktadır. Musiki eserleri ise her türlü sözlü veya sözsüz müzik eserlerinden oluşmaktadır. Güzel sanat eserleri kapsamında resim, heykel, mimari eser, hat sanatı ve karikatür gibi estetik niteliği bulunan eserler yer almaktadır. Sinema eserleri ise hareketli görüntülerden oluşan ve belirli bir senaryo veya kurgu çerçevesinde meydana getirilen film niteliğindeki eserlerdir.
Bunun yanında FSEK yalnızca eser sahiplerini değil, bağlantılı hak sahiplerini de koruma altına almaktadır. Bu kapsamda icracı sanatçılar, fonogram yapımcıları, radyo-televizyon kuruluşları ve film yapımcıları da Kanun kapsamında belirli haklardan yararlanmaktadır. Özellikle çalışmanın konusunu oluşturan FSEK m. 71/6 hükmünde yalnızca “eser” değil; “icra”, “fonogram” ve “yapım” kavramlarına da yer verilmiş olması, bağlantılı hakların da ceza hukuku koruması kapsamında değerlendirildiğini göstermektedir.
FSEK kapsamında “eser”, sahibinin hususiyetini taşıyan özgün fikir ve sanat ürününü ifade eder ve asıl koruma konusunu oluşturur. Buna karşılık “icra”, bir eserin sanatçılar tarafından yorumlanıp sunulmasıdır; örneğin bir şarkının canlı söylenmesi ya da bir tiyatro eserinin sahnelenmesi icradır. “Fonogram”, bu icranın ya da seslerin teknik bir araçla kaydedilmiş halidir; yani bir şarkının stüdyo kaydı fonogram olarak adlandırılır. “Yapım” ise özellikle sinema eserleri bakımından, eserin ortaya çıkarılması için yapılan organizasyon ve finansman faaliyetini ifade eder ve bu süreci üstlenen yapımcı da ayrıca korunur. Bu nedenle eser doğrudan fikri ürünü, icra onun yorumunu, fonogram bu yorumun kaydını, yapım ise tüm sürecin organizasyonunu ifade eder.
3. FSEK’te Ceza Hukuku Koruması
FSEK, eser sahiplerinin mali ve manevi haklarını yalnızca özel hukuk hükümleri ile değil, aynı zamanda ceza hukuku yaptırımları ile de koruma altına almaktadır. Kanunda eser sahibinin haklarına yönelik çeşitli ihlal fiilleri suç olarak düzenlenmiş; böylece fikri hak ihlallerinin önlenmesi ve caydırıcılığın sağlanması amaçlanmıştır. Özellikle eserlerin izinsiz çoğaltılması, yayılması, yayımlanması veya başkasına aitmiş gibi gösterilmesi gibi fiiller ceza yaptırımına bağlanmıştır.
3.1. Şikâyet ve Muhakeme Usulü
FSEK 71. maddede düzenlenen tüm suçlar şikâyete bağlıdır. Bu suçların soruşturulması ve kovuşturulması eser sahibinin veya hak sahibi kuruluşun şikâyeti olmaksızın başlatılamaz. FSEK 75. maddesi bu konudaki usul kurallarını düzenlemektedir. Madde kapsamında şikâyet süresi fail ve fiilin öğrenilmesinden itibaren 6 aydır. Şikâyet koşulu olarak hak sahiplerinin veya üyesi oldukları meslek birliklerinin haklarını kanıtlayan belge ve delilleri Cumhuriyet Başsavcılığına sunmaları gerekmektedir. Şikâyet üzerine Cumhuriyet savcısı, suç konusu eşya hakkında CMK hükümlerine göre elkoyma tedbirine başvurabilir. Savcı gerek gördüğünde, hukuka aykırı çoğaltma faaliyetinin durdurulmasına karar verebilir.
3.2. FSEK Kapsamında Etkin Pişmanlık Kurumu
Etkin pişmanlık, suç tamamlandıktan sonra failin pişmanlık göstererek suçun ortaya çıkarılmasına veya sonuçlarının giderilmesine katkı sağlaması halinde cezada indirim yapılmasını ya da ceza verilmemesini mümkün kılan bir ceza hukuku kurumudur. Türk Ceza Hukukunda genel bir hüküm olarak düzenlenmeyen etkin pişmanlık, yalnızca kanunda açıkça öngörülen suç tipleri bakımından uygulama alanı bulmaktadır. Bu nedenle FSEK kapsamında etkin pişmanlığın uygulanabilmesi için öncelikle ilgili suç tipi bakımından kanuni bir düzenlemenin bulunması gerekmektedir.
FSEK m. 71’de düzenlenen etkin pişmanlık hükmünde failden, suça konu eseri kimden temin ettiğini bildirerek suçun aydınlatılmasına katkı sağlaması beklenmektedir. Hükmün amacı, suç konusu materyallerin ortadan kaldırılması veya mağdurun zararının giderilmesinden ziyade, hukuka aykırı çoğaltma faaliyetlerinin kaynağına ulaşılmasıdır. Gerçekten öğretide de kanun koyucunun bu düzenleme ile suç konusu eserlerin üretim ve dağıtım zincirinin ortaya çıkarılmasını amaçladığı ifade edilmektedir. Bu yönüyle hüküm, faillerin kendi suçlarıyla bağlantılı diğer kişiler hakkında yetkili makamlara bilgi vermelerini teşvik eden bir düzenleme niteliği taşımaktadır.
Öğretide etkin pişmanlığın uygulanabilmesi için kanunda etkin pişmanlık hükmü öngören bir suçun bulunması, suçun tamamlanmış olması, fail tarafından pişmanlık hareketinin gerçekleştirilmesi, bu davranışın gönüllü olması ve kanunda belirtilen süre içerisinde gerçekleştirilmesi gerektiği kabul edilmektedir.
FSEK m. 71 kapsamında etkin pişmanlık yalnızca belirli seçimlik hareketler bakımından düzenlenmiştir. Maddede hukuka aykırı olarak üretilmiş, işlenmiş, çoğaltılmış, dağıtılmış veya yayımlanmış bir eseri, icrayı, fonogramı veya yapımı satışa arz eden, satan veya satın alan kişinin; kovuşturma evresinden önce bunları kimden temin ettiğini bildirerek faillerin yakalanmasını sağlaması halinde hakkında verilecek cezada indirim yapılabileceği veya ceza verilmesinden vazgeçilebileceği düzenlenmiştir.
Buna karşılık FSEK m. 71/1-1 kapsamında yer alan işleme, temsil, çoğaltma, değiştirme, dağıtma, umuma iletme ve yayımlama fiilleri bakımından etkin pişmanlık hükümleri uygulanmamaktadır. Nitekim Ceza Genel Kurulu da 28.01.2021 tarihli kararında, maddenin ilk bendinde yer alan seçimlik hareketlerin iki ayrı grup halinde düzenlendiğini ve etkin pişmanlığın yalnızca satışa arz etme, satma veya satın alma fiilleri bakımından uygulanabileceğini belirtmiştir. Dolayısıyla Kanundaki etkin pişmanlık hükmü hem hukuki eşitlik hem de kanun tekniği açısından sorunludur.
Ayrıca FSEK m. 71/1’in diğer bentlerinde düzenlenen suçlar ile m. 71/2 kapsamındaki suçlar da etkin pişmanlık dışında tutulmuştur. Bu nedenle çalışmanın konusunu oluşturan FSEK m. 71/6 hükmü bakımından da özel bir etkin pişmanlık düzenlemesi bulunmamaktadır. Ancak failin sonradan pişmanlık göstermesi ve suçun ortaya çıkarılmasına katkı sağlaması, hâkim tarafından takdiri indirim nedeni olarak değerlendirilebilecektir.
Etkin pişmanlık hükmü bakımından öğretide bazı sorunlara da işaret edilmektedir. Zira hükümde hukuka aykırı olarak “üretilmiş”, “dağıtılmış” veya “yayımlanmış” eserlerden söz edilmesine rağmen, FSEK m. 71/1-1(2) hükmünde bu fiillerin tamamı suç olarak düzenlenmemiştir. Ayrıca etkin pişmanlık düzenlemesinde yalnızca “eser” değil; “icra”, “fonogram” ve “yapım” kavramlarına da yer verilmiş olmasına karşın, suç tipinde suçun konusu esasen yalnızca “eser” olarak belirtilmiştir. Eser, icra, fonogram ve yapım birbirlerinden bağımsız kavramlar olduğundan, kanunilik ilkesi gereği bunların geniş yorum yoluyla aynı kapsamda değerlendirilmesi öğretide eleştirilmektedir.
4. Genel Olarak FSEK m. 71/6 Kapsamında Tanınmış Bir Başkasının Adını Kullanma Suçu
4.1. Kanuni Düzenleme
“Manevi, mali veya bağlantılı haklara tecavüz” Madde 71/6: “Bir eseri, icrayı, fonogramı veya yapımı, tanınmış bir başkasının adını kullanarak çoğaltan, dağıtan, yayan veya yayımlayan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasıyla cezalandırılır.”
4.2. Düzenlemenin Amacı
FSEK m. 71/6 hükmü ile bir eseri, icrayı, fonogramı veya yapımı tanınmış bir başkasının adıyla çoğaltma, dağıtma, yayma veya yayımlama fiili yaptırım altına alınmıştır. Söz konusu düzenlemenin amacı söz konusu tanınmış kişinin mali haklarını korumaktan ziyade eser sahibinin manevi haklarından biri olan isim hakkını, şöhret ve itibarını, kamu güvenini ve piyasanın doğru işleyişini korumayı amaçlayan çok yönlü bir düzenleme niteliği taşımaktadır.
Tanınmış kişilerin isimleri, toplum nezdinde belirli bir güven ve ekonomik değer taşımaktadır. Bu nedenle bir eserin ünlü bir kişiye aitmiş gibi sunulması, o kişinin tanınmışlığından ve kamuoyundaki güvenilirliğinden yararlanılması sonucunu doğurmaktadır.
Ayrıca söz konusu fiiller kamu güvenini ve piyasa düzenini bozma tehlikesi taşımaktadır. Gerçekte belirli bir kişiye ait olmayan bir eserin, tanınmış bir kişinin adıyla piyasaya sunulması tüketicileri yanıltmakta ve eser piyasasında haksız rekabet yaratabilmektedir. Özellikle kültür ve sanat piyasasında tanınmış kişilerin isimlerinin ekonomik değer taşıdığı dikkate alındığında, bu tür fiillerin piyasayı yanıltıcı etkisi daha belirgin hale gelmektedir.
Ayrıca belirtmek gerekir ki, FSEK m.71/1 hükmünün başında geçen “Bu kanunda koruma altına alınan fikir ve sanat eserleriyle ilgili mali, manevi ve bağlantılı hakları ihlal ederek” ibaresi ve FSEK m.71/1-6’daki suçun içeriği arasında uyumsuzluk mevcuttur.
4.3. Tarihsel Gelişim
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 13.12.1951 tarihinde kabul edilmiş ve 01.01.1952 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanun kabul edildiği tarihten itibaren fikri mülkiyet alanında meydana gelen teknolojik, ekonomik ve uluslararası gelişmelere paralel olarak çeşitli değişikliklere uğramıştır.
FSEK m. 71 hükmü bakımından en önemli değişikliklerden biri 03.03.2001 tarihli ve 4630 sayılı Kanun ile gerçekleştirilmiştir. Söz konusu değişiklikle eser sahibinin mali ve manevi haklarının ihlaline ilişkin ceza hükümleri yeniden kaleme alınmış, bağlantılı hak sahiplerine yönelik koruma güçlendirilmiş ve suç tiplerinin kapsamı genişletilmiştir. Maddenin günümüzdeki sistematiğinin temelinin büyük ölçüde bu değişiklikle oluşturulduğu söylenebilir.
FSEK m. 71 hükmü günümüzdeki yapısına, 2001 ve 2004 yıllarında gerçekleştirilen bu kapsamlı değişiklikler neticesinde kavuşmuş olup, dijital ortamda gerçekleştirilen hak ihlallerini de kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Böylece eser, icra, fonogram ve yapım haklarının ceza hukuku araçlarıyla korunması amaçlanmıştır.
4.4. Suçun Koruduğu Hukuki Değer
4.4.1. Eser Sahibinin Manevi Hakları
FSEK m. 71/6 hükmü ile öncelikle eser sahibinin manevi haklarının korunması amaçlanmaktadır. Manevi haklar, eser sahibi ile eser arasındaki kişisel ve manevi bağı ifade etmekte olup özellikle eser sahibinin adının belirtilmesini isteme hakkı bakımından önem taşımaktadır. Bir eserin gerçekte sahibi olmayan tanınmış bir kişinin adıyla yayımlanması gerçek eser sahibinin eser üzerindeki manevi bağını zedelemekte ve eser sahipliği ilişkisinin kamuoyu nezdinde yanlış anlaşılmasına neden olmaktadır.
Nitekim FSEK m. 15 kapsamında eser sahibine, eserin kendi adıyla, müstear adla veya anonim olarak yayımlanmasına karar verme yetkisi tanınmıştır. Bu nedenle bir eserin başka bir kişiye aitmiş gibi gösterilmesi, eser sahibinin adın belirtilmesi hakkının ihlali sonucunu doğurmaktadır. Yargıtay da eser sahibinin adının belirtilmemesini veya eserin başkasına aitmiş gibi gösterilmesini eser sahibinin manevi haklarına yönelik bir ihlal olarak değerlendirmektedir.
4.4.2. Adı Kullanılan Kişinin Kişilik Hakkı
Söz konusu suç tipi yalnızca gerçek eser sahibinin haklarını değil, adı kullanılan kişinin kişilik haklarını da korumaktadır. Özellikle tanınmış kişilerin isimleri toplum nezdinde belirli bir güven ve itibarı temsil etmektedir. Bu nedenle bir eserin tanınmış bir kişiye aitmiş gibi sunulması, o kişinin şöhretinden ve kamuoyundaki güvenilirliğinden yararlanılması anlamına gelmektedir.
Öğretide bazı yazarlar, düzenlemenin esasen Medeni Kanunda korunan isim hakkı ile bağlantılı olduğunu ve bu yönüyle kişilik haklarını koruyan bir suç tipi niteliği taşıdığını belirtmektedir. Gerçekten de bir kişinin isminin rızası dışında kullanılması, kişilik hakkına müdahale teşkil etmektedir. Bu nedenle FSEK m. 71/6 hükmünün yalnızca fikri hak koruması kapsamında değerlendirilmesi yeterli görülmemektedir.
4.4.3. Kamu Güveninin Korunması
FSEK m. 71/6 hükmü ile korunan bir diğer hukuki değer kamu güvenidir. Bir eserin gerçekte sahibi olmayan tanınmış bir kişinin adıyla piyasaya sunulması, tüketicilerin yanıltılmasına neden olmakta ve kamuoyunda yanlış bir algı oluşturmaktadır. Özellikle kültür ve sanat piyasasında tanınmış kişilerin isimlerinin ekonomik değer taşıdığı dikkate alındığında, bu tür fiiller toplumun doğru bilgilendirilmesine ilişkin menfaatleri de ihlal etmektedir.
Ayrıca söz konusu fiiller eser piyasasında haksız rekabete yol açabilmektedir. Tanınmış kişilerin isimlerinden yararlanılarak eserlerin daha fazla ilgi görmesi ve ekonomik kazanç elde edilmesi, dürüst piyasa düzenini bozucu etki doğurmaktadır. Bu nedenle hükmün yalnızca bireysel menfaatleri değil, aynı zamanda kamusal güveni de koruduğu kabul edilmektedir.
4.4.4. Doktrindeki Görüşler
Doktrinde FSEK m. 71/6 hükmünün koruduğu hukuki değere ilişkin farklı görüşler ileri sürülmektedir. Bir görüşe göre düzenlemenin temel amacı eser sahibinin manevi haklarını korumaktır. Bu görüşe göre suçun özü, gerçek eser sahibinin eser ile arasındaki manevi bağın zedelenmesi ve eser sahipliğinin yanlış gösterilmesidir.
Buna karşılık diğer bir görüş, hükmün esasen kişilik haklarını koruduğunu savunmaktadır. Özellikle tanınmış kişilerin isimlerinin rızaları dışında kullanılması sebebiyle düzenlemenin Medeni Kanundaki isim hakkı ile daha yakın ilişki içerisinde olduğu belirtilmektedir. Dr. Engin Erdil de söz konusu suç tipinin kişilik haklarına ilişkin yönünün ağır bastığını ve bu nedenle FSEK içerisinde düzenlenmesinin sistematik açıdan tartışmalı olduğunu ifade etmektedir.
Öğretide ayrıca hükmün karma nitelikte bir hukuki değeri koruduğu yönünde görüşler de bulunmaktadır. Bu görüşe göre düzenleme; eser sahibinin manevi haklarını, adı kullanılan kişinin kişilik hakkını ve kamu güvenini birlikte koruyan çok yönlü bir suç tipidir. Kanaatimizce de hükmün koruduğu hukuki değerin tek boyutlu olmadığı, birden fazla hukuki menfaatin aynı anda korunmasının amaçlandığı kabul edilmelidir.
5. Suçun Unsurları
5.1. Tipikliğin Objektif Unsurları
5.1.1. Suçun Konusu
FSEK m. 71/6 kapsamında suçun konusunu; eser, icra, fonogram ve yapım oluşturmaktadır. Kanun koyucu yalnızca eser sahibinin haklarını değil; bağlantılı hak sahiplerinin haklarını da koruma altına almıştır.
Eser, FSEK m. 1/B kapsamında sahibinin hususiyetini taşıyan ve kanunda sayılan eser kategorilerinden birine giren fikri ürünleri ifade etmektedir. Buna karşılık icra, bir eserin sanatçılar tarafından yorumlanmasını; fonogram, bu yorumun teknik araçlarla tespit edilmiş ses kaydını; yapım ise özellikle sinema eserleri bakımından organizasyon ve finansman faaliyetini ifade etmektedir.
Bu nedenle suç tipi yalnızca klasik anlamda eser sahibini koruyan bir düzenleme olmayıp bağlantılı hak sahiplerini de kapsayan geniş bir koruma alanına sahiptir. Kanun koyucu kültür ve sanat üretim sürecine katkı sağlayan tüm yaratıcı faaliyetleri ceza hukuku koruması altına alma amacı taşımaktadır.
5.1.2. Hareket
5.1.2.1. Seçimlik Hareket
FSEK m. 71/6 hükmünde seçimlik hareketli bir suç tipi düzenlenmiştir. Buna göre suç; bir eseri, icrayı, fonogramı veya yapımı tanınmış bir başkasının adı kullanılarak çoğaltmak, dağıtmak, yaymak veya yayımlamak suretiyle işlenebilmektedir. Kanun maddesinde seçimlik hareketlerin ne şekilde (tanınmış bir başkasının adı kullanılmak suretiyle) gerçekleştirileceği özel olarak tanımlandığı için bağlı hareketli suç söz konusudur.
Çoğaltma, eserin maddi nüshalarının meydana getirilmesini; dağıtma, çoğaltılmış nüshaların satışa sunulmasını veya piyasaya sürülmesini; yayma ve yayımlama ise eserin kamuya ulaştırılmasını ifade etmektedir. Maddede belirtilen seçimlik hareketlerden herhangi birinin gerçekleştirilmesi suçun oluşumu bakımından yeterlidir.
Buradaki temel hukuka aykırılık, eserin gerçek kaynağı konusunda yanıltıcı bir görünüm oluşturulmasıdır. Örneğin gerçekte bilinmeyen bir kişi tarafından kaleme alınan bir kitabın tanınmış bir yazara aitmiş gibi basılması veya piyasaya sürülmesi halinde suç oluşacaktır.
Doktrinde bu suçun sırf hareket suçu niteliğinde olduğu kabul edilmektedir. Dolayısıyla ayrıca bir zarar meydana gelmesi veya failin ekonomik menfaat elde etmesi aranmaz. Seçimlik hareketlerden birinin gerçekleştirilmesiyle suç tamamlanmış sayılmaktadır.
5.1.2.2. “Tanınmış Kişi” Kavramı
FSEK m. 71/6 hükmünün uygulanabilmesi bakımından en önemli unsurlardan biri, kullanılan adın “tanınmış bir başkasına” ait olmasıdır. Ancak kanunda “tanınmışlık” kavramının kapsamı ve ölçütleri açıkça düzenlenmemiştir. Bu nedenle hangi kişilerin “tanınmış kişi” kapsamında değerlendirileceği öğretide tartışmalıdır.
Kanun koyucunun burada korumak istediği temel menfaat, toplum nezdinde belirli bir güvenilirliğe, itibara veya ekonomik değere sahip isimlerin haksız şekilde kullanılmasının önlenmesidir. Gerçekten de tanınmış kişilerin isimleri kültür ve sanat piyasasında ekonomik değer taşımakta; bu isimlerin kullanılması, eserin daha fazla ilgi görmesine ve kamuoyunun yanıltılmasına neden olabilmektedir.
Bu nedenle “tanınmışlık” unsurunun belirlenmesi, yalnızca suçun maddi unsurunun tespiti bakımından değil; aynı zamanda hükmün uygulama alanının sınırlarının çizilmesi bakımından da önem taşımaktadır.
5.1.2.2.1. Tanınmışlığın Ölçütü
Kanunda tanınmışlığın hangi ölçütlere göre belirleneceğine ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Öğretide genel olarak kişinin toplum nezdindeki bilinirliği, itibarı ve ekonomik değer taşıyan bir şöhrete sahip olması gerektiği kabul edilmektedir.
Bu kapsamda kişinin sanat, edebiyat, akademi veya medya alanında tanınmış olması mümkündür. Önemli olan husus, kullanılan ismin kamuoyunda güven uyandırması ve eserin piyasadaki değerini artırabilecek bir etkiye sahip olmasıdır.
Dolayısıyla tanınmışlık yalnızca niceliksel bir bilinirlik olmayıp; aynı zamanda ismin ekonomik, kültürel veya sosyal bir değer taşımasını da ifade etmektedir.
5.1.2.2.2. Objektif ve Subjektif Değerlendirme
Kanaatimizce “tanınmışlık” unsurunun değerlendirilmesinde hem objektif hem subjektif ölçütler dikkate alınmalıdır. Objektif değerlendirme bakımından kişinin toplumdaki bilinirlik düzeyi, mesleki itibarı, eserlerinin yaygınlığı ve kamuoyu üzerindeki etkisi önem taşımaktadır.
Subjektif değerlendirme bakımından ise failin hangi amaçla hareket ettiği önem arz etmektedir. Gerçekten de fail çoğu zaman tanınmış kişinin şöhretinden yararlanmak, eserin daha fazla ilgi görmesini sağlamak veya kamuoyunda güven oluşturmak amacıyla hareket etmektedir.
Bu nedenle yalnızca kullanılan ismin tanınmış olması yeterli olmayıp failin bu tanınmışlıktan yararlanma iradesinin de bulunması gerekir. Aksi halde hükmün uygulama alanı ölçüsüz biçimde genişleyebilecektir.
5.1.2.2.3. Yerel Tanınmışlığın Yeterliliği
Tartışma yaratabilecek hususlardan biri de tanınmışlığın mutlaka ülke çapında olup olmaması gerektiğidir. Kanaatimizce hükmün uygulanabilmesi için ülke genelinde bir tanınmışlık aranması isabetli değildir. Zira bazı kişiler yalnızca belirli meslek çevrelerinde, bölgesel alanlarda veya belirli topluluklar içerisinde tanınmış olabilir.
Örneğin belirli bir şehirde tanınan bir yerel sanatçının veya yalnızca akademik çevrelerde bilinen bir bilim insanının adından yararlanılması da kamuoyunu yanıltıcı etki doğurabilecektir. Bu nedenle somut olayın özelliklerine göre yerel veya sınırlı çevredeki tanınmışlığın da yeterli kabul edilmesi gerekir. Önemli olan husus, kullanılan ismin belirli bir çevrede güven ve bilinirlik oluşturmasıdır.
5.1.2.2.4. Ölümden Sonra Tanınmışlık
“Tanınmış kişi” kavramının ölmüş kişiler bakımından uygulanıp uygulanamayacağı da tartışma yaratabilecek hususlardan birisidir. Kanunda bu konuda açık bir sınırlama bulunmamaktadır. Kanaatimizce ölmüş kişilerin de bu kapsamda değerlendirilmesi mümkündür. Gerçekten de bazı sanatçı, yazar veya düşünürlerin isimleri ölümden sonra da ekonomik ve kültürel değer taşımaya devam etmektedir. Hatta bazı durumlarda kişinin şöhreti ölümünden sonra daha da artabilmektedir.
Tanınmış kişinin ölmüş olması tek başına FSEK m. 71/6’nın uygulanmasına engel değildir. Ancak kullanılan içerik, ölen kişinin hatırasını tahkir edici nitelik taşıyorsa TCK m. 130 kapsamında ölünün hatırasına hakaret suçu da gündeme gelebilecektir. Bu durumda normların koruduğu hukuki değerlerin farklılığı nedeniyle gerçek içtima hükümlerinin uygulanması mümkündür. Buna karşılık yanıltıcı aidiyet ilişkisinin ekonomik menfaat sağlama amacıyla kullanılması halinde dolandırıcılık suçuyla ilişki somut olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilmelidir.
5.1.3. Takma Ad ve Sahne Adı Kullanımı
Öğretide genel olarak takma adların ve sahne adlarının da FSEK m. 71/6 kapsamında korunması gerektiği kabul edilmektedir. Özellikle sanat ve medya dünyasında kişiler çoğu zaman gerçek isimlerinden ziyade sahne adı veya müstear isim ile tanınmaktadır.
Bu nedenle önemli olan husus kullanılan adın resmî nüfus kaydındaki isim olması değil, toplum nezdinde tanınmışlığa sahip isim olmasıdır. Örneğin bir sanatçının sahne adı kullanılarak gerçekte ona ait olmayan eserlerin piyasaya sürülmesi halinde de suçun oluştuğu kabul edilmelidir. Aksi yöndeki bir yaklaşım hükmün koruma amacını zayıflatacak ve uygulamada ciddi boşluklar doğuracaktır.
5.1.4. Fail ve Mağdur
Söz konusu suç özgü suç niteliğinde olmayıp herkes tarafından işlenebilir. Ancak suçun oluşabilmesi için failin, eserin sahibi olmayan tanınmış bir başka kişinin adını kullanması gerektiğinden adı kullanılan tanınmış kişi bakımından fail sıfatının gerçekleşmesi mümkün değildir.
Söz konusu suçun mağduru eser, icra, fonogram veya yapım üzerinde adı kullanılan tanınmış kişidir. Tanınmış kişinin adı gerçek bir kişinin adı olabileceği gibi sahne adı/müstear ad da olabilir.
5.2. Tipikliğin Subjektif Unsuru
FSEK m. 71/6 kapsamında düzenlenen suç bakımından temel subjektif unsur kasttır. Failin, kullandığı ismin gerçekte eser sahibi olmadığını bilmesi ve buna rağmen tanınmış bir kişinin adını kullanarak eseri çoğaltması, dağıtması, yayması veya yayımlaması gerekir. Uygulamada suç çoğunlukla doğrudan kastla işlenmektedir. Zira failin amacı genellikle tanınmış kişinin şöhretinden yararlanmak ve kamuoyunda yanıltıcı bir güven oluşturmaktır. Fakat kanun maddesindeki düzenlemede suçun oluşması için hareketin belirli bir amaçla gerçekleşmesi zorunluluğu aranmamıştır.
Bununla birlikte suçun olası kastla işlenip işlenemeyeceği de tartışılmalıdır. Olası kastta fail, suçun kanuni unsurlarının gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili işlemeye devam etmektedir. Kanaatimizce FSEK m. 71/6 bakımından olası kast teorik olarak mümkündür fakat pratikte güçtür. Özellikle failin, kullanılan ismin gerçek eser sahibine ait olmayabileceğini öngörmesine rağmen gerekli araştırmayı yapmaksızın eseri piyasaya sürmesi halinde olası kast gündeme gelebilecektir. Örneğin bir yayınevinin, eserin gerçekten tanınmış kişiye ait olup olmadığı konusunda ciddi şüpheleri bulunmasına rağmen yayımlama faaliyetini sürdürmesi bu kapsamda değerlendirilebilir.
Ancak suçun yapısı gereği uygulamada çoğu olayda doğrudan kastın bulunduğu kabul edilmektedir. Çünkü fail çoğunlukla bilinçli şekilde tanınmış kişinin adından faydalanma amacıyla hareket etmektedir.
Öte yandan FSEK m. 71/6 hükmünde suçun taksirle işlenebileceğine ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Türk Ceza Hukukunda suçların taksirle işlenebilmesi için kanunda açık düzenleme bulunması gerekir. Bu nedenle yalnızca dikkatsizlik, özensizlik veya denetim eksikliği sonucu yanlış isim kullanılması halinde FSEK m. 71/6 kapsamında cezai sorumluluk doğmayacaktır. Ancak somut olayın özelliklerine göre özel hukuk sorumluluğu veya manevi tazminat gündeme gelebilecektir.
6. Hukuka Aykırılık ve Özel Görünüş Biçimleri
6.1. Hukuka Aykırılık
FSEK m. 71/6 kapsamında tipik fiilin ayrıca hukuka aykırı olması gerekir. Hukuka uygunluk nedenlerinden birinin bulunması halinde fiil suç teşkil etmeyecektir. Ancak uygulamada bu suç tipi bakımından hukuka uygunluk nedenlerine oldukça sınırlı şekilde rastlanmaktadır.
Özellikle tanınmış kişinin adının kullanılmasına açık şekilde rıza göstermesi teorik olarak hukuka uygunluk nedeni oluşturabilecektir. Bununla birlikte suçla korunan hukuki değer yalnızca adı kullanılan kişinin itibarı değildir. Gerçek eser sahibinin manevi hakları ile kamu güveni de koruma altındadır. Bu nedenle yalnızca adı kullanılan kişinin rızasının bulunması, her durumda hukuka aykırılığı ortadan kaldırmayacaktır.
Benzer şekilde eser sahibinin mali haklarını devretmiş olması veya kullanım lisansı vermesi de, eserin farklı bir kişiye aitmiş gibi gösterilmesine otomatik olarak izin verildiği anlamına gelmemektedir. Özellikle eser sahibinin adının belirtilmesini isteme hakkı manevi hak niteliğinde olduğundan, lisans sözleşmeleri dar yorumlanmalıdır.
6.2. Teşebbüs
FSEK m. 71/6 kapsamında düzenlenen suç, seçimlik hareketli ve sırf hareket suçu niteliği taşımaktadır. Suçun tamamlanması için ayrıca bir zararın meydana gelmesi aranmadığından maddede belirtilen hareketlerden herhangi birinin gerçekleştirilmesiyle suç oluşmaktadır. Bununla birlikte suçun icra hareketlerine başlanmış olmasına rağmen failin elinde olmayan nedenlerle fiilin tamamlanamaması halinde teşebbüs hükümleri gündeme gelebilecektir.
Örneğin gerçekte tanınmış bir yazara ait olmayan bir kitabın o kişiye aitmiş gibi bastırılması amacıyla hazırlık yapılması ve kitapların dağıtıma çıkarılmadan önce kolluk tarafından ele geçirilmesi halinde teşebbüs hükümlerinin uygulanması mümkündür. Ancak suçun sırf hareket suçu niteliği sebebiyle, seçimlik hareketlerden birinin gerçekleşmesiyle suç tamamlanacağından, teşebbüs alanı uygulamada oldukça dar kalmaktadır.
6.3. İştirak
Bu suç bakımından iştirak hükümlerinin uygulanmasına engel bir durum bulunmamaktadır. Suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde müşterek faillik; suçun işlenmesine yardım edilmesi halinde ise yardım eden sıfatıyla sorumluluk gündeme gelebilecektir.
Örneğin gerçekte anonim bir eser niteliğindeki bir çalışmanın, tanınmış bir kişiye aitmiş gibi piyasaya sürülmesi konusunda yayınevi sahibi, matbaacı ve dağıtıcı arasında ortak hareket bulunması halinde iştirak hükümleri uygulanabilecektir. Özellikle fikri hak ihlallerinde çoğu zaman birden fazla kişinin organizasyon dâhilinde hareket ettiği görülmektedir. Burada belirtilmesi gereken husus; tanınmış kişinin adını icra, eser, fonogram ya da yapım üzerine tatbik eden kişi ile bunları çoğaltan, dağıtan, yayan veya yayımlayan kişinin farklı olması durumunda her iki kişinin de fail olarak sorumlu tutulması gerektiğidir.
6.4. İçtima
FSEK m. 71/6 kapsamında düzenlenen suç bakımından içtima hükümlerinin uygulanması mümkündür. Özellikle suçun seçimlik hareketli yapısı ve fikri hak ihlallerinin çoğu zaman birden fazla hukuki değeri ihlal eden nitelik taşıması sebebiyle, uygulamada zincirleme suç, fikri içtima ve bileşik suç tartışmaları gündeme gelebilecektir.
İlk olarak aynı suç işleme kararı kapsamında birden fazla fiilin gerçekleştirilmesi halinde zincirleme suç hükümleri uygulanabilecektir. Örneğin failin, farklı tarihlerde birden fazla kitabı çeşitli tanınmış yazarların adıyla yayımlaması halinde TCK m. 43 kapsamında zincirleme suç hükümleri gündeme gelebilecektir. Burada önemli olan husus, fiiller arasında aynı suç işleme kararının bulunmasıdır. Şayet fail her bir fiili bağımsız bir suç işleme kararıyla gerçekleştirmişse gerçek içtima hükümleri uygulanacaktır.
Öte yandan failin tek bir fiille birden fazla hukuki değeri ihlal etmesi de mümkündür. Gerçekten de FSEK m. 71/6’da düzenlenen suç yalnızca eser sahibinin manevi haklarını değil; aynı zamanda adı kullanılan kişinin kişilik hakkını, ticari itibarını ve kamu güvenini de korumaktadır. Bu nedenle somut olayın özelliklerine göre fiil aynı zamanda başka suç tiplerini de oluşturabilecektir.
Özellikle failin tanınmış bir kişinin adını kullanarak ekonomik kazanç elde etmek amacıyla kamuoyunu yanıltması halinde dolandırıcılık suçuna ilişkin değerlendirme yapılması gerekebilecektir. Örneğin gerçekte tanınmış bir yazara ait olmayan bir eserin o kişiye ait olduğu yönünde tanıtım yapılarak yüksek bedellerle satışa sunulması ve kişilerin bu yanıltıcı beyan nedeniyle satın alma iradesi göstermesi halinde, FSEK m. 71/6 yanında TCK m. 157 kapsamında dolandırıcılık suçunun unsurlarının da oluşması mümkündür.
Benzer şekilde fiilin ticari hayatta rakipler arasında haksız avantaj sağlamaya yönelik olması halinde haksız rekabet hükümleri de gündeme gelebilecektir. Özellikle yayıncılık sektöründe tanınmış isimlerden yararlanılarak piyasada yanıltıcı bir görünüm oluşturulması, dürüst rekabet ilkesini zedeleyebilecek niteliktedir.
Ayrıca kullanılan ismin tanınmış olmaması veya kullanım biçiminin kişinin şeref ve saygınlığını zedelemesi halinde, fiilin hakaret suçu veya kişilik hakkına saldırı kapsamında değerlendirilmesi de mümkündür. Bu nedenle somut olayda hangi hukuki değerin ağırlıklı olarak ihlal edildiğinin belirlenmesi önem taşımaktadır.
Bu gibi durumlarda hangi suç tipinin uygulanacağı, TCK’da düzenlenen içtima kuralları çerçevesinde çözümlenmelidir. Şayet tek fiil ile birden fazla farklı suçun unsurları oluşuyorsa fikri içtima hükümleri gündeme gelecektir. Bunun yanında FSEK m. 71/6 hükmünün özel norm niteliğinde olduğu durumlarda, genel hüküm niteliğindeki bazı suç tiplerine nazaran öncelikli uygulanması da söz konusu olabilecektir.
Kanaatimizce özellikle failin temel amacının fikri ürünün kaynağı konusunda yanıltıcı görünüm oluşturmak olduğu hallerde FSEK m. 71/6 hükmünün öncelikle uygulanması gerekir. Buna karşılık fiilin ağırlıklı olarak ekonomik menfaat sağlamak amacıyla hileli davranışlara dayanması halinde dolandırıcılık suçunun ayrıca değerlendirilmesi yerinde olacaktır.
7. Yeni Üretim ve Dağıtım Modelleri Bağlamında Eser Sahipliği Sorunu
7.1. Kolektif Üretim Modeli ve Eser Sahibi
FSEK m. 71/6 kapsamında düzenlenen suçla ilgili olarak güncel uygulamada tartışma yaratabilecek durumlardan biri dijital müzik endüstrisinde ortaya çıkan kolektif üretim modelleridir. Günümüzde müzik eserlerinin ortaya çıkışı çoğu zaman bireysel yaratım sürecinden ziyade söz yazarları, besteciler, prodüktörler, aranjörler ve yapım şirketlerinin birlikte yer aldığı karmaşık bir organizasyon üzerinden gerçekleşmektedir.
Bu bağlamda “Manifest” gibi güncel müzik grupları örneğinde kamuoyuna sunulan sanatçı kimliği ile eserin gerçek yaratıcıları arasında bir ayrışma bulunabilmektedir. Şarkı sözleri ve besteler çoğu zaman grup üyeleri tarafından değil; profesyonel söz yazarları ve prodüksiyon ekipleri tarafından oluşturulmaktadır. Buna rağmen eserler ticari ve kültürel pazarlama stratejileri gereği grup ismi altında piyasaya sürülmektedir.
Bu durum tek başına hukuka aykırılık teşkil etmemekle birlikte, eserin kaynağına ilişkin kamuoyunun bilerek veya yanıltıcı şekilde farklı bir algıya yönlendirilmesi halinde FSEK m. 71/6 kapsamında düzenlenen suç tipi gündeme gelebilecektir. Özellikle eser üzerinde tanınmış bir kişi veya grup ismi kullanılarak, eserin gerçek sahibi olmayan bir kimliğe atfedilmesi, suçun temel unsuru olan “yanıltıcı atıf” niteliğini ortaya çıkaracaktır.
7.2. Yapay Zekâ Tarafından Üretilen İçeriklerin “Fikri Mülkiyet” Niteliği
Yapay zekâ üretimlerinin telif koruması altında olup olamayacağı sorunu modern fikri mülkiyet hukukunun en tartışmalı alanlarından biridir.
Türk hukukunda 3/3/2004 tarihinde yapılan değişiklik ile Kanunun 28. ve 1/B maddelerinde yer alan “gerçek“ kişi ibaresi çıkarılmıştır. Fakat kanunun genel perspektifine bakıldığında “yaratma gerçeği” ilkesinin kabul edildiği ve eser sahibinin “hususiyetini” gözettiği açıkça görülmektedir. Bu nedenle Kanundaki değişiklik eser sahibinin insan olmayan bir kişi olarak kabul edilebileceği sonucunu doğurmamaktadır.
Thaler v. Perlmutter (2023) kararında ABD Copyright Office, insan katkısı bulunmayan AI üretimlerinin telif koruması dışında olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Court of Justice of the European Union, Infopaq International (C-5/08) kararında eser koruması “kişisel fikri yaratım”a bağlanmıştır. World Intellectual Property Organization 2023 raporu ise, AI üretimlerinin tamamen korumasız bırakılmasının inovasyonu zayıflatabileceğini ancak mevcut telif sisteminin “insan merkezli” yapısının da korunması gerektiğini belirtmektedir.
Güncel yaklaşım üçlü bir sacayağı üzerine oturmaktadır: koruma insan katkısına yapılmalı, insan yapay zekâyı araç olarak kullanmalı, ortaya çıkan ürün insanın yaratıcılığı ve yönlendiriciliğini içermelidir. Bu nedenle mevcut yaklaşıma göre tam otonom bir AI üretimi eser sayılmayacaktır. Fakat insan yönlendirmesi ve insanın yaratıcı seçimiyle ortaya çıkan bir ürün eser olarak korunabilecektir.
Ayrıca yapay zekâyla üretilen fikri üründe ya da eserde bir sanatçının sesinin taklit edilmesi gibi durumlarda kişilik hakkı ihlali gündeme gelecektir. Bir kişinin sesi onun kimliğinin ayrılmaz bir parçası kabul edilmektedir. Bu nedenle bir sanatçının sesinin rızası olmadan yapay zekâ ile kopyalanması FSEK’ten bağımsız olarak Türk Medeni Kanunu m. 24-25 kapsamında kişilik hakkı ihlali oluşturur. Bu noktada önemli olan husus ortaya çıkan eserin varlığı değil, kişinin sesinin izinsiz şekilde kullanılmasıdır.
7.3. Clickbait Amacıyla Tanınmış Başka Bir Kişinin Adını Kullanma
Dijital platformların yaygınlaşmasıyla birlikte tanınmış kişilerin veya sanatçı gruplarının isimlerinin kullanıcıların dikkatini çekmek amacıyla kullanıldığı uygulamalara sıklıkla rastlanmaktadır. Özellikle YouTube, TikTok ve benzeri içerik paylaşım platformlarında izlenme sayısını artırmak amacıyla gerçekte ilgili kişi veya grupla bağlantısı bulunmayan içeriklerin onların adıyla paylaşılması, uygulamada çeşitli hukuki sorunları da beraberinde getirmektedir. İnternet terminolojisinde bu yöntem genellikle “clickbait” (tıklama tuzağı) olarak adlandırılmaktadır.
Ancak her clickbait davranışının FSEK m. 71/6 kapsamında suç oluşturduğu söylenemez. Zira söz konusu suçun oluşabilmesi için kanunda belirtilen eser, icra, fonogram veya yapım üzerinde, tanınmış bir başkasının adının kullanılması gerekmektedir. Bu nedenle öncelikle suçun konusu olan fikri ürünün varlığı aranmalıdır.
Örneğin YouTube platformunda “Manifest Yeni Şarkı” başlığıyla paylaşılan bir videonun gerçekte herhangi bir müzik eseri içermemesi ve tamamen alakasız bir içerikten ibaret olması halinde yalnızca yanıltıcı başlık kullanılmış olması FSEK m. 71/6 kapsamında suçun oluştuğunu kabul etmek için yeterli değildir. Bu durumda kullanıcılar yanıltılmakla birlikte kanunda belirtilen anlamda bir eser, icra, fonogram veya yapım üzerinde hak sahipliğine ilişkin yanıltıcı bir atıf yapılmış olduğu söylenemeyecektir.
Buna karşılık yüklenen içerikte gerçekten bir müzik eseri bulunması ve bu eserin “Manifest’in yeni şarkısı” şeklinde tanıtılması halinde durum farklıdır. Bu ihtimalde gerçekte Manifest grubuna ait olmayan bir eser veya icra, tanınmış bir müzik grubuna atfedilmekte ve böylece suç tipinin temelini oluşturan yanıltıcı aidiyet ilişkisi kurulmaktadır. Bu nedenle somut olayın özelliklerine göre FSEK m. 71/6 kapsamında cezai sorumluluk gündeme gelebilecektir.
Benzer sorun yapay zekâ tarafından üretilen müzik içerikleri bakımından da ortaya çıkmaktadır. Günümüzde çeşitli yapay zekâ sistemleri kullanılarak herhangi bir insan yaratıcılığı içermeyen müzik parçaları oluşturulabilmekte ve bu içerikler zaman zaman tanınmış sanatçıların veya müzik gruplarının adıyla internet ortamında paylaşılabilmektedir.
Türk hukukundaki hâkim görüş, tamamen otonom biçimde üretilen yapay zekâ çıktılarının eser sahibinin hususiyetini taşımadıkları için FSEK anlamında eser olarak kabul edilmeyeceğidir. Bu nedenle yapay zekâ tarafından üretilen ve eser niteliği taşımayan bir müzik parçasının “Manifest’in yeni şarkısı” şeklinde yayımlanması halinde öncelikle suçun konusu bakımından bir sorun ortaya çıkmaktadır. Zira FSEK m. 71/6 hükmü, herhangi bir içerik üzerinde değil; yalnızca eser, icra, fonogram veya yapım üzerinde gerçekleştirilen yanıltıcı aidiyet açıklamalarını yaptırım altına almaktadır.
Bu noktada yalnızca kullanıcıların yanıltılmış olması nedeniyle suçun oluştuğunu kabul etmek, ceza hukukunun kanunilik ilkesiyle bağdaşmayacaktır. Çünkü ceza normlarının kıyas yoluyla genişletilmesi mümkün değildir. Ortada FSEK tarafından korunan bir eser veya bağlantılı hak konusu bulunmadığı takdirde, sırf tanınmış bir kişinin veya grubun adının kullanılmış olması FSEK m. 71/6 kapsamında cezai sorumluluk doğurmamalıdır.
Kanaatimizce FSEK m. 71/6’nın uygulanabilmesi için yanıltıcı atfın kanunda açıkça belirtilen eser, icra, fonogram veya yapım niteliğindeki bir konu üzerinde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle tamamen otonom yapay zekâ tarafından üretilen ve FSEK anlamında koruma konusu oluşturmayan bir müzik içeriğinin tanınmış bir sanatçıya veya müzik grubuna aitmiş gibi sunulması, her ne kadar etik ve ticari açıdan yanıltıcı olsa da tek başına FSEK m. 71/6 kapsamında suç olarak değerlendirilmemelidir. Buna karşılık insan katkısı içeren ve FSEK tarafından korunan bir eser veya bağlantılı hak konusu üzerinde gerçekleştirilen yanıltıcı aidiyet açıklamaları bakımından söz konusu hükmün uygulanması mümkündür.
Buna karşılık yapay zekâ tarafından oluşturulan müzik içeriğinin ortaya çıkış sürecinde insanın yaratıcı katkısının bulunması hâlinde farklı bir sonuca ulaşılması mümkündür. Gerçekten de yapay zekânın yalnızca teknik bir araç olarak kullanıldığı, eserin meydana getirilmesine ilişkin yaratıcı tercihlerin insan tarafından gerçekleştirildiği durumlarda ortaya çıkan ürünün FSEK anlamında eser niteliği kazanabileceği kabul edilmektedir. Bu hâlde, söz konusu müzik eserinin gerçekte hak sahibi olmayan tanınmış bir sanatçıya veya müzik grubuna aitmiş gibi sunulması yalnızca kullanıcıların yanıltılması sonucunu doğurmakla kalmayacak, aynı zamanda eserin aidiyeti konusunda gerçeğe aykırı bir açıklama teşkil edecektir. Dolayısıyla insan yaratıcılığının ürüne yansıdığı ve bu nedenle FSEK tarafından korunan bir eserden söz edilebildiği ölçüde, yapay zekâ desteğiyle meydana getirilen bir müzik eserinin “Manifest’in yeni şarkısı” şeklinde yayımlanması FSEK m. 71/6 kapsamında değerlendirmeye elverişli olacaktır. Bu durumda suçun konusunu oluşturan eser unsurunun mevcut olduğu kabul edilebileceği için failin tanınmış bir başkasının adını kullanarak eserin gerçek kaynağı konusunda yanıltıcı bir görünüm yaratması halinde tipikliğin gerçekleştiği sonucuna ulaşılabilecektir.
8. Sonuç
FSEK m. 71/6 kapsamında düzenlenen “tanınmış bir başkasının adını kullanma” suçu hem eser sahibinin manevi haklarını, hem adı kullanılan tanınmış kişinin kişilik hakkını, hem de kamu güvenini ve piyasa düzenini de koruyan çok boyutlu bir hukuki yapıya sahiptir.
Suçun seçimlik hareketli ve sırf hareket suçu niteliği taşıması, koruma alanını genişletmekte ve ihlalin gerçekleşmesi için zararın doğmasını aramamaktadır. Bununla birlikte özellikle “tanınmış kişi” kavramının kanunda açık şekilde tanımlanmamış olması, suçun uygulama alanını önemli ölçüde belirsiz bırakmaktadır. Bu durum hem öngörülebilirlik ilkesini zayıflatmakta hem de uygulamada genişletici yorum riskini artırmaktadır.
Çalışmada ayrıca hükmün FSEK sistematiği içerisindeki konumunun da tartışmalı olduğu görülmüştür. Çünkü suç tipi bir yandan fikri hak ihlali olarak düzenlenmişken diğer yandan kişilik hakkı ve haksız rekabet alanlarıyla güçlü bir kesişim içerisindedir. Bu durum, normun karma nitelikli bir koruma sağladığını gösterse de aynı zamanda kanun tekniği bakımından sınırların net olmamasına yol açmaktadır.
Dijitalleşme, yapay zekâ üretimleri ve clickbait içerik üretimi gibi güncel gelişmeler dikkate alındığında, FSEK m. 71/6’nın uygulama alanının giderek genişlediği görülmektedir. Ancak özellikle yapay zekâ tarafından üretilen içeriklerde “eser” unsurunun her zaman mevcut olmaması, ceza hukuku bakımından tipiklik tartışmalarını beraberinde getirmektedir. Bu nedenle hükmün teknolojik gelişmeler karşısında yorum yoluyla genişletilmesinin kanunilik ilkesi bakımından dikkatle değerlendirilmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak FSEK m. 71/6, fikri mülkiyet hukukunda hem eser sahibini hem de kamu düzenini koruyan önemli bir ceza normu niteliği taşımaktadır. Bununla birlikte kavramsal belirsizlikler, sistematik dağınıklık ve teknolojik gelişmeler karşısında ortaya çıkan yorum sorunları, düzenlemenin yeniden değerlendirilmesini ve daha açık bir normatif çerçeveye kavuşturulmasını gerekli kılmaktadır. Özellikle “tanınmışlık” ölçütü ile yapay zekâ üretimlerinin hukuki niteliği konularında yapılacak açık düzenlemeler, hem hukuk güvenliğini artıracak hem de uygulamadaki tereddütleri azaltacaktır.
Kaynakça
KARABAĞ, Tuğçe, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Kapsamında Yapay Zekâ Tarafından Meydana Getirilen Ürünlerin Eser Niteliği ve Eser Sahipliği, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2025.
ÖZDERYOL, Teknail, Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda Düzenlenen Suçlar, 2. Baskı, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2021.
TÜRAY, Aras, Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda Manevi, Mali ve Bağlantılı Haklara Tecavüz Suçları (FSEK m. 71), Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2024.
YAVUZ, Levent / ALICA, Türkay / MERDİVAN, Fethi, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Yorumu, C. II, 2. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2014.
OSMANOĞLU, Bilal, “Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda Etkin Pişmanlık (FSEK m. 71/3)”, Türk-Alman Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi (TAÜHFD), C. 6, S. 2, 2024.
ALİMOĞLU, Kemal, Fikir ve Sanat Eserleriyle İlgili Manevi, Mali ve Bağlantılı Hakların İhlali Suçları (FSEK m. 71), Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul, 2010.
Yargı Kararları
Yargıtay HGK, 2002/11-283 E., 2002/340 K., 01.05.2002 T.
İnternet Kaynakları
h2o.law.harward.edu.collages
www.wipo.int/publications
Dipnotlar
TÜRAY, Aras, Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda Manevi, Mali ve Bağlantılı Haklara Tecavüz Suçları (Fsek M. 71), Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2024, s.296.
TÜRAY, s.162.
TÜRAY, s.40.
TÜRAY, s.294.
TÜRAY, s.344.
TÜRAY, s.271.
OSMANOĞLU, Bilal, “Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda Etkin Pişmanlık (FSEK m. 71/3)”, Türk-Alman Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi (TAÜHFD), Cilt 6, Sayı 2, 2024, s. 390.
OSMANOĞLU, s. 391.
TÜRAY, s.781.
TÜRAY, s.782.
ALİMOĞLU, Kemal, Fikir ve Sanat Eserleriyle İlgili Manevi, Mali ve Bağlantılı Hakların İhlali Suçları (FSEK m. 71), Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul, 2010, s.7.
ALİMOĞLU, s.67.
Yargıtay HGK, 2002/11-283 E., 2002/340 K., 01.05.2002 T.
ALİMOĞLU, s.82.
ALİMOĞLU, s.82.
YAVUZ, Levent / ALICA, Türkay / MERDİVAN, Fethi, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Yorumu, Cilt II, 2. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2014, s.2293.
TÜRAY, s.784.
YAVUZ / ALICA / MERDİVAN, s. 2292.
YAVUZ / ALICA / MERDİVAN, s. 2293.
YAVUZ / ALICA / MERDİVAN, s. 2293.
ÖZDERYOL, Teknail, Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda Düzenlenen Suçlar, 2. Baskı, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2021, 282.
ALİMOĞLU, s.83.
TÜRAY, s.786.
TÜRAY, s.786.
ALİMOĞLU, s.83.
TÜRAY, s.787-788.
ÖZDERYOL, Teknail, Fikir ve Sanat Eserleri Kanununda Düzenlenen Suçlar, 2. Baskı, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2021, s. 283.
ÖZDERYOL, s. 846.
KARABAĞ, Tuğçe, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Kapsamında Yapay Zekâ Tarafından Meydana Getirilen Ürünlerin Eser Niteliği ve Eser Sahipliği, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2025, s.131.
KARABAĞ, s.213.